TÜRK ULUSUNUN MİLLİ MARŞI
İSTİKLAL MARŞI
Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlarında, İstiklâl Harbi'nin milli bir ruh içerisinde kazanılması imkânını sağlamak amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır.
Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Âkif Ersoy, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine, Ankara'daki Taceddin Dergahı'nda yazdığı ve İstiklal Harbi'ni verecek olan Türk Ordusu'na hitap ettiği şiirini yarışmaya koymuştur.
Yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
12 Mart 1921 tarihli oturumunda, bazı mebusların itirazlarına rağmen Mehmet Âkif'in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edilmiştir. Mecliste İstiklâl Marşı'nı okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver olmuştur.
İstiklal Marşı'mızın ilk hali
İstiklal Marşı'mızın son hali
İstiklal Marşı'mızı okuyan yakışıklı bir minik (MaşaAllah)
İstiklal Marşı
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
O benimdir, o benim milletimindir ancak. Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal! Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar? O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın... Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak' ka tapan, milletimin istiklal!